Hani bazen sabah uyanırsınız, daha gözlerinizi açmadan bilirsiniz, o gün sizi yataktan kaldıracak hiçbir sebep yoktur. Giymek için sabırsızlandığınız bir kıyafet, kahvaltıda yemeyi hayal ettiğiniz bir yiyecek yoktur, size huzur verme ihtimali olan tüm dost yüzler sizden uzakta olabilir, meşgul olabilir. Ama durun, daha da kötüsü olabilirdi, daha da kötü zamanlarınız olmuştu, hatırlayın. Duymayı çok istediğiniz ama asla duyamayacağınızı bildiğiniz bir sesi özlediğiniz zamanlar da olmamış mıydı? Birden kendinizi biraz hafiflemiş hisseder, halinize şükreder kalkarsınız.
Ayaklarınızı sürükleyerek, gidip televizyonu açarsınız. Bir şampuan reklamında Kıvanç Tatlıtuğ “sizi siz yapan hayattaki seçimlerinizdir” diyor. Oturup düşünürsünüz, hayattaki tercihlerim mi beni ben yaptı gerçekten? Bir yerlerde yanlış tercihler yapmış da olabilirim, ama yine de hepsi benimdi. Girmediğim yollarda neler vardı ki acaba diye düşünmeden edemezsiniz yine ...
Birden önceki akşam haberlerde gördükleriniz aklınıza gelir. Sorulan kişisel sorulara cevap vermeme hakkını kullandığı için kamera ışıklarıyla kör edilmeye çalışılan, yerlerde sürüklenen bir terörist, bir tecavüzcü veya bir hortumcu muydu? Hayır. Onlar affediliyor... Bu vahşete maruz kalan adam bu ülkenin en iyi yetişmiş sanatçılarından biri. Karanlık sokaklarda köşe başından fırlayıp yapay ışıklarıyla vahşet saçan hadsizleri hatırlayınca bir kez daha umutsuzluğa kapılırsınız.
En iyisi giyinip kendini sokağa atmak. Sokaklar yüzünüze bakıp gülümseyen insanlarla dolu. Bir an kendinizi yeniden canlanmış ve keyifli hissedersiniz, sonra ilk on dakikadan sonra o gülümseyen yüzler de birden anlamını yitiriverir, ne de olsa hepsi yabancı, gün hala oldukça karanlıktır... Ah, keşke güneş olsa...
En iyisi kulağına kulaklıkları takıp kendini sevdiğin bir müziğe kaptırmak, ya da belki hemen eve dönüp eşyalarını alıp spora gitmek ve saatlerce spor yaparak içindeki karanlığı terleyerek atmak, aydınlığa çıkmaya çalışmak. Bu aydınlığı nerede aramak lazım ki? İçimde mi?
En iyisi bu zor soruların cevaplarını da güneşli bir güne ertelemek...
Ama yine de her gün o kadar umutsuz olmazsın, her gün yanına oturup aynı yöne bakarak televizyon izleyebileceğin kadar yakının olan bir can nefese sığınırsın. Bazen bir dostunla mutfağa girip patates ayıklamak gününü aydınlatabilir, bir diğeri ile oturup hayallerini konuşur hatalarının muhasebesini yaparsın.
Bu aydınlıklar da yetmedi mi; döner gidersin bozkırdaki yeşil yuvana sığınırsın. Kardeşinin ellerinden sımsıkı tutarsın, hiçbir şey demene gerek kalmaz. Çocukluğunun, yeni yetmeliğinin sokaklarında dolaşıp yeni muhasebeler yaparsın. Annen ve baban iki kişilik bir koltukta yan yana otururken onların arasına sıkışıp küçücük kalarak oturur, dünyada başka hiçbir yerde bulamayacağın güvene ve huzura bırakırsın kendini. Sonra yine döner gelirsin kendi gündüzüne kendi gecene, bazı gün aydınlıktır bazı gün karanlık ama hayatta bizi biz yapan seçimlerimizse, eğrisiyle doğrusuyla hepsini sahipleniriz severiz ve her gece aydınlık bir yarın için dua ederiz.
Sonra bir gün öyle bir güneş doğar ki... Yepyeni bir aydınlık başlar, bütün gününüzü kucaklar, geceleri gündüze bağlar. Artık yolunuz daha açıktır, uyanmak için çok güzel sebepler olabilir, bütün uğurlarıyla size gelir bu parlak güneşli günler. Bütün soruların cevapları bir anda belirir, seçilecek yollar kendiliğinden aydınlanır, hiç bitmeyecek gibi olan enerjisinden kucak kucak aktarır size güzel güneş. Yataktan kalkmanın en çekici sebebidir.
... ve artık güneş vardır ya, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır...
Herkesin kendi güneşine kavuşmasını dilerim, bütün sıcaklığı, aydınlığı ve uğurlarıyla. Ben sizlerle güneşin bendeki izlerini paylaştım, zaten paylaşmaktan keyif almayacağım bir şey varsa, onu hiç yaşamamayı tercih ederim...
* Minik tatlı Güneş’ime...
| Sonraki > |
|---|






