Bir kitabı 10 yıl sonra tekrar okursanız sizin için anlamı değişir mi acaba? Ya da bir filmin? Yıllar sonra aynı masalı tekrar yaşasanız, acaba bu kez diğer yollardan mı gidersiniz?
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir bilge varmış. Bu yüzünde çizgiler olan “bilge adam”ın işi bildiklerini anlatmakmış, resim, edebiyat, müzik, heykel bütün bildiklerini anlatırmış gençlere.
Bir gün onu dinleyenlerin arasında ışık gibi kusursuz bir “çocuk kadın” dikkatini çekmiş. Çocuk kadın bilge adamın ellerinde yüzünde gördüğü her bir çizgiye, onu bugüne taşıyan her ize ayrı ayrı hayranmış. Adam o günden sonra anlattıklarının hepsini bu kusursuz kıza anlatmaya başlamış, çünkü artık gördüğü her resim onun yüzü olmuş, duyduğu her müzik onun seslenişi gibiymiş ve bilge için ondan daha güzel hiçbir heykel yokmuş artık dünyada.
Ama işe bakın ki bilge adam, sırf yüzündeki derin çizgilerden sebep, bu kusursuz çocuk kadının ona böylesine aşık ve bağlı olmasına inanmıyormuş bir türlü. Yüzündeki çizgilerin sebebi olan o yıllar boyunca yaşadığı başarısılıklar, hayalkırıklıkları hepsi bir olup bilge adamın kulağına şöyle diyormuş sürekli: “İnanma ona, kendi gibi kusursuz bir gencin gelip onu senin yaşlı ellerinden alıvermesi an meselesi... inanma, bağlanma...”
Günler geçtikçe kızın aşkıyla birlikte adamın şüpheleri de büyümüş ve çocuk kadının onu bırakacağından artık o kadar korkar olmuş ki onu kendinden gittikçe daha da uzağa atmış. Sadece yüzünde çizgiler olmadığı için, sadece kusursuz olduğu için sevgisine inandıramayan çocuk kadın ne yapsa olmamış. Bilge adam yıllar boyunca etrafına ördüğü o yüksek duvarlarının dibinde durup onu içeri alması için her gün yalvaran bu kusursuz kıza kapısını hiçbir zaman tam olarak açmamış.
Bir gün bu kusursuz kızın çocuk kadın kalbi o kadar çok kırılmış ki, “artık git” demiş. Böylece bilge adam onsuz, çocuk kadın da bilgesiz kalmışlar hayatta. Ta ki karlı bir gecede çocuk kadın bilgesinin kapısını tekrar çalana kadar. “Bak artık kusursuz değilim”demiş. “Şimdi ne olacak? Acaba artık kusursuz olmadığım için beni bir daha asla sevmeyecek misin, yoksa şimdi hayat bizi eşitledi ve bu yüzden artık beni sevebilir misin?”
Bilge adamın yüzündeki binlerle çizginin içi yaşlarla dolmuş. İstediği bu değilmiş ki, peki ama istediği neymiş ki? Bir yaşlı bilge, hayattaki tüm başarısızlıklarına, bu başarısızlıkların onu bencil ve korkak bir adama dönüştürmesine, bu çocuk kadının geçen zaman içinde kendi verdiği acılarla nasıl böyle büyüdüğüne, kendisinin nasıl bu kadar kör olabildiğine, geçen zamana, kızın artık var olmayan kusursuz güzelliğine ve kaybettiği herşeye ağlamış.
Bilgenin ilk derste sorduğu soruyu bu kez kız adama sormuş: Bir kitabı on yıl sonra tekrar okusak bizim için anlamı değişir mi acaba? Hayat aynı kitabı tekrar okuma şansı vermiyor insanlara...
Ben 1 yıl sonra yine bir cumartesi öğleden sonra aynı filmi izledim. Benim masalımdaki hikayenin asıl adı Elegy. Yüzünde çizgiler olan bilge adam David Kepesh’i Ben Kingsley oynamış. Kusursuz kız, çocuk kadın Consuela’yı da Penelope Cruz.
Aynı hikayeyi 1 yıl sonra bir daha düşündüm. Benim için aynı değildi... Paylaşmak istedim, paylaşmaktan keyif almadığım şeyleri hiç yaşamamayı seçiyorum zaten.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






